Belgrad

“Yeşil-Tarih-Hüzün”

Sevin Bayrı’nın gözünden Belgrad

IMG_20170526_121854

Ani bir kararla arkadaşımla Belgrad’a gitmeye karar verdik. Nedeni ve niçini yoktu bizim için. Ucuz uçak bileti ayarlamamız, yeni bir yer keşfederek tatile çıkmak bu yolculuğa çıkmak için yeterli sebeplerdi. Istanbul’dan yaklaşık bir saatlik bir uçuşla Belgrad “Nikola Tesla” havaalanına indik. Schengen vizesi olmayanlar için kısa bir görüşme sonrası ülkeye giriş yaptık. Sırbistan Türk vatandaşları için vize istememekte, bu önemli bir ayrıntı.

Seyahatimizi olabildiğince şehri ve insanları keşfetmek üzerine kurguladığımız için hostelde kalacaktık. Havaalanındaki döviz bürosundan Sırp Dinarı aldık. Bir euro yaklaşık 120 RSD yapmakta, bu sebepten oldukça ucuz bir şehir olduğunu hemen belirtmek isterim. Otobüsle kalacağımız hostelin bulunduğu Knez Mihailova caddesine yolculuğumuz başladı. Şehrin havaalanı tarafı eski yapılarla dolu, resmen banliyö havasında ama nefis, el değmemiş bir doğal yapısı var. Benim için şehirde ilk göze çarpan yeşilliği oldu. Belgrad yemyeşil bir şehir diyebilirim. Şehir tertemiz. Şehrin her yerinde bolca park, bahçe ve gezi alanları var. Tuna ve Sava nehri boyunca harika bir doğal güzellik sizi bekliyor. Otobüsle yaklasık bir saat sonra Eski şehir dedikleri Stari Grad bölgesinin meydanına ulaştık. Bende bıraktığı ilk izlenim Karaköy Eminönü Galata çevresine gelmiş gibi hissettirmesi oldu. Nehir üzerindeki köprüden indik. Bir yanda köprü trafiği, diğer yanda merkez tren istasyonu kalabalığı. En kalabalık, trafiğe kapalı  olan ise “Knez Mihailova” caddesi.

FullSizeRender 7

Knez Mihailova ( Prens Miloş) caddesi Istiklal caddesini fazlasıyla hatırlatmakta insana.  Caddenin her iki tarafında bolca kafe ve mağazalar var. Oteller, hosteller ve gece klüpleri fazlasıyla bu cadde üzerinde buluyor.

FullSizeRender 12

Cumhuriyet Meydanı denilen Knez Mihailova caddesinin girişinde, elbetteki Sırp’lar için çok büyük anlamı olan bu kumandanın heykeli bulunmakta. At üzerinde gördüğümüz Prens Miloş eliyle Istanbul’u işaret etmekte. Çünkü Osmanlı’yı yaptıkları savaşta yenip Osmanlıyı geri İstanbul’a dönmelerini sağlamış. Açıkçası Türkleri ve Türkiye’yi çok seviyorlar ama Osmanlı onlar için tarihte kötü anılarla dolu bir imparatorluk olduğundan Osmanlı’yı pek sevdiklerini söyleyemem.

Eski şehrin neredeyse her yerinde Osmanlı’dan bir iz bulmak mümkün. Sırplar kendi dilleri ile de oldukça övünüyorlar. Slavların yaşadığı tüm topraklarda kullanılan Sırpça, eski Yugoslavya’dan dağılan bütün ülkelerde kullanılmakta, tek farklılık şivelerde. Hemen belirtmek istiyorum; dillerinde çok fazla Türkçe’de aynı anlamda kullanılan kelime de bulunmakta (yastık, yorgan, çay, kale, meydan, çorba, köfte, börek gibi). Belgrad’ta herkes İngilizce konuşuyor ama temel ihtiyaçlarınız için Türkçe konuşacak olsanız anlaşacağınızı garanti edebilirim.

Stari Grad’ta gezilecek yerlerin başında “KaleMegdan” gelmekte. Knez Mihailova caddesinin sonunda bu güzel meydana cıkıyorsunuz. Adından da tahmin edebileceğiniz gibi burası tarihi çok eskilere dayanan bir kale ve onun etrafında bulunan bir meydandan oluşmakta. “Kalemegdan”  ın içinde askeri müze, hayvanat bahçesi, kilise, bolca ve göz alabildiğince uzanan doğal yeşil bir meydan, kafeler, satranç oynayan insanlar ve nefes kesen Sava ve Tuna (Danube) nehir manzarası bulunmakta.

“Kalemegdan”ın tarihi Roma dönemine kadar uzanmakta. M.S. 1. Yy’da inşa edilmiş ve sırasıyla her medeniyet burayı kale olarak kullanmış. Osmanlı burası için “Fikir Bayırı” tabirini kullanırmış. Ben de burayı gördükten sonra burası için kullanılacak daha güzel bir tabir olamazdı diye düşündüm.

Olmazsa olmaz konumuz;

Belgrad’ta gece hayatı Nehir üzerindeki gece klüplerinde sabaha kadar devam ederken, şehrin tadını çıkarabileceğiniz bir de “Skadarlija Sokağı” bulunmakta. Açıkçası gece kulüplerindeki sınırsız eğlence hayatından ziyade beni kendine hayran bırakan bu sokaktaki gece yaşantısı oldu. Sokak boyunca bütün restoranlardan yükselen harika Sırp müziği eşliğinde en lezzetli ve ucuz yemekleri yiyip, en güzel Sırp şaraplarını burada içebilirsiniz. Sırpların en ünlü yemekleri “Cevabi” adını verdikleri (bizim kebabımıza biraz benzeyen) et yemeği. Gerçekten de denenmesi gereken bir lezzet. Et yemekleri mutfaklarında ağırlığı oluşturmakta.

FullSizeRender 6Sırp şarabı da mutlaka denenmesi gerekir. Benim en çok sevdiğim şarapları “Temet -TРИ MОРАВЕ” bir şarap sever olarak kesinlikle tavsiye ediyorum ☺. Elbette Sırp biralarını da unutmamak gerek. Hem çok uygun fiyatlı hemde gerçekten lezzetli biraları var. Tabiki ‘Rakija‘dan bahsetmezsek olmaz. Geleneksel Sırp Alkolü olan Rakija, adının benzerliği nedeni ile Sırp Rakısı diye anılsa da aslında rakı ile pek alakası yok. Alkol oranı %50 denilse de çoğu ev yapımı olduğu için alkol oranının daha fazla olması muhtemel. İlk içtiğinizde yüz ifadeniz bütün Sırpları eğlendirmekte, bu biraz sizi sinir edebilir, buna hazırlıklı olun.

FullSizeRender 8

Skadarlija sokağı geceleri olduğu kadar gündüzleri de keyifle gezilebilecek bir yer. Bu sokakta Sırp’ların en ünlü şariri Djura Jaksic yaşamış. Sokakta onun yaşadığı ev şu an müze olarak hizmet vermekte. Bir zamanlar bu sokak şiirin edebiyatın sokağı imiş. Bohem yaşamın merkeziymiş. Şapka’da bu bohem yaşamın bir işareti olarak görülüyormuş. Bu sokaktaki şapkası ile en ünlü kişi de elbette Djura Jaksic olduğu için bu sokakta bolca heykeli bulunuyor. Tabiki de başında şapkasıyla.

Belgrad’ta Aziz Mark Kilisesi ve Aziz Sava Katedrali de mutlaka görülmesi gereken tarihi yerler arasında. Aziz Sava Katedrali Sırbistanın simgeleri arasında kabul edilmekte. Sırp Ortodoks Kilisesi kurucu Aziz Sava’nın adını taşıyan bu Katedral balkanların en büyük Ortodoks ibadethanesi. Yapısı Ayasofya’ya çok benzemekte. Bu kilisenin inşaatına 1935’te başlanmış ve hala da tamamlanmış değil. Yapının tamamlanmaması konusunda bir açıklama yok ancak bende bıraktığı izlenim yapı tamamlandığı zaman yapılışının uzun sürmesi üzerine de bir pazarlama reklam unsuru olarak kullanılacak olması çünkü şimdiden “bu yapı hala inşaatı bitmedi, ne muhteşem bir yer” diye bahsedilmekte.

Tarihi yerler dışında Belgrad’ta gezilecek Nikola Tesla müzesi, araba müzesi, Askeri (Savaş) müzesi de bulunmakta. Gerçekten Türk turistler için oldukça ucuz bir şehir. Yemeğe ve kalmaya çok düşük ücretler ödüyorsunuz.

Belgrad’ta Stari Grad dışında “Zemun” bölgesi de mutlaka gezilmesini gereken bir bölge. Burası Tuna nehrinin Kalemegdan’a karşı gelen diğer kıyısına kurulmuş yerleşim bölgesi. Kendine has meydanı, sokakları, parkları var. Tuna nehrini birde bu kıyıdan izlemek gerek.

Şehir ve insan hikayeleri seviyorsanız Belgrad’ta bundan bolca bulacaksınız. Herkesin anlatacak bir hikayesi var. Belgrad; genci ve yaşlısıyla çok yakın zamanda parçalanmış, ciddi travmalar yaşamış bir şehir. Vitrininde savaşın izlerini hemen görmüyorsunuz. Biraz aramak, konuşmak gerekiyor. Hemen anlatıyorlar savaş günlerini, özlüyorlar savaş öncesi, dağılmadan parçalanmadan önceki dönemlerini. Işıltılı sokakları, bol alkol , bol eğlence ve kumarın serbest olduğu bu şehirde bu ışıkların altında bir yoksulluk var. Geçim derdi hat safhada. Çoğu Sırp bir kaç işte birden çalışmak zorunda kalıyor. Bir yerde paranın su gibi aktığı bir yaşam, bir yerde o semtlere, mekanlara daha önce hiç uğramamış, oraları hiç görmemiş Sırplar var. Tito’yu sorduğunuzda gözleri parlıyor insanların.

Sevgiyle Kalın.

Sevin

Yazar: Bora - Sayfa Yöneticisi

Sovietgallery.com ve sovyetgunlukleri.blog'un kurucusu. Az tüketir, çok gezer!

One thought on “Belgrad”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s