SARAJEVO

“Orada bir köy var uzakta”

sönmez ateş

Sevin Bayrı’nın gözünden,

Saraybosna’ya gidenler bilir, insanın içini bildik bir yer hissi kaplar bu kentte. Sanki Bursa’daymışsın yahut Safranbolu’daymışsın gibi oluyor Saraybosna’nın tarihi kent meydanını görünce insan. Şehirde herkes biraz Türkçe biliyor. Camiler, bedestenler, çeşmeler bir anda insanın kulağında ses buluyor “orda bir köy var uzakta” şiiri. Sakın köy dediğime bakmayın Saraybosna orta büyüklükte bir Balkan kenti. Üstelik yeni yakın yıkıcı bir savaştan çıkmış ve olanca hızıyla yaralarını sarmış bir kent. Şimdi hikâyeyi başa alalım ve yolculuğumuzu anlatalım.

Bu kente aynı yıl içinde iki kere, iki farklı mevsimde gittim. Kışını ve baharını yaşadım ama doyamadım. İlk seyahatimi bir arkadaşımla kışın yaptım. Kent bahar ayına nispeten daha boştu diyebilirim. Hava yolu ile İstanbul’dan yaklaşık bir buçuk saatlik bir uçuş süresiyle ulaştım. İlk seyahatimde şehir merkezinde bir otelde kaldım ve havaalanı otel arasında taksi kullandık. Taksici ile pazarlık ederek 20 Euro’ya anlaştık sonradan öğrendiğimize göre zaten 15 Euro taksicilerin turistlerden aldığı ortalama fiyatmış. Biz pazarlık edip kar ettiğimizi sandık. İkinci gelişimizde daha kalabalıktık ve araç kiraladık. Birçok uluslararası araç kiralama şirketi bulunmakta. Türkiye’den araç kiralamayı organize etmek daha pahalıya geliyor. Önceden ayarlamaya hiç gerek yok orada hemen havaalanında kiralayabilirsiniz.

Şehre ilk gittiğimde her ne kadar ön araştırma yapmış olsam da bu kadar tanıdık, bizden bir kent beklemiyordum. Tarihi Osmanlı döneminden kalma Başçarşı meydanı aynı bizim buralar. Bol bol cami, bedesten bulabiliyorsunuz. El işi ve özellikle bakırdan yapılmış el işi ürün satan birçok hediyelik eşyanın satıldığı Osmanlı mimarisine sahip Arasta ortasında buluyorsunuz kendinizi. Saraybosna gezisine Başçarşı ’da bulunan Sebil isimli çeşmenin bulunduğu meydandan başladık. Sağlı sollu dükkanlar, ardı sıra sıralanmakta, çay dükkanları dikkatimizi çekiyor, tabelada; “Türk Çayı” yazıyor. Eğer Türk çayı demezseniz çaylar hep poşet çay olarak veriliyor. Birde Balkanlara özgü kahveleri var. Bizim Türk kahvemiz gibi cezvede pişiriliyor ama içerisine şeker ilave edilmiyor, kahvenin yanında lokum ve kıtlama şeker ile servis ediliyor. Ana yemeklerin başında Boşnak böreği ve Cevapci denilen köfteye benzeyen kebapları var. Elbette yanında kaymak ile yenilmesi gerekiyor. Harika bir lezzet ve porsiyonları oldukça doyurucu. Ücretlere gelince oldukça uygun fiyatlı bütün yemekler. 1 Eur yaklaşık 1,95 Bosna Markı(KM) etmekte. Çok rahatlıkla 7-8 KM’ye karnınızı doyura bilirsiniz.

En merkezi ve bilindik buluşma noktası Başçarşı denilen bölüm. Eski Saraybosna diye anılıyor. Başçarşı başlangıcı olarak Sebil adı verilen çeşme bulunuyor. Başçarşı’daki Sebil’den aşağıya doğru yürüdükçe Gazi Hüsrev Yadigar Cami ve karşısında külliyesi sizi karşılayacaktır. Bu cami 1531 yılında Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. Bu yol Ferhadiye caddesine bağlanmakta ve tam Ferhadiye caddesine girerken birden mimari değişiyor ve sizi Orta Avrupa mimarisi karşılıyor. Arasta’nın yerini yeni mağazalar, otantik yemek yerlerinin ve kafelerin yerini kısmen daha lüks ve yeni yüzyılın alışılagelmiş restoran ve kafeleri almakta. Şehrin eski orta Avrupa mimarisi ile beraber değişen yüzyılın rüstik yapıdaki bu karması Saraybosna’daki o Osmanlı etkisini bir anda siliyor. Cadde boyunca kiliseler, sanat evleri, müze ve performans mekanları bulunmakta. Özellikle Sacred Heart Katedral’i yanındaki yolda bir sanat merkezinde sürekli olarak savaş zamanı ile ilgili belgesel gösterimi bulunmakta. Caddenin devamında Sönmez Ateş adı verilen yanan ateş, II.Dünya Savaşı sonrasında Yugoslavya’nın bağımsızlığını kazanması sonrası yakılmış ve günümüze kadar da yanmaya devam etmektedir. Bu ateşin yandığı yerde birde yazıt bulunmakta olup bu yazıtta Boşnak, Hırvat ve Sırpların birlikte özgürlüklerini kazandığı yazmaktadır. Tabi Yugoslavya’nın dağılması sürecinde yaşanan savaşta bu ateşi düzenli yakamamışlar ama şu an bir özgürlük ateşi olarak halen yanmakta.

Şehrin ortasından Miljacka Nehri akmakta ve nehir boyunca nostaljik tramvaylar size eşlik etmekte. I. Dünya Savaşını başlatan Prens Ferdinand ve eşinin suikastı bu nehir üzerindeki bir köprüde gerçekleşmiş ve şu an Latin Köprüsü olarak anılmakta. Şehrin iki yakasını birbirine bağlayan birçok köprü var nehrin üzerinde.

Sebil’in oradan yukarıya doğru Kovaci caddesi boyunca yürüyerek şehirde birçok yerde bulunan mezarlıklardan birine doğru yol alabilirsiniz. Turistlik amaçlı bir gezide neden mezarlık gezelim ki diyebilirsiniz ancak Bosna’daysanız hala yakın tarih savaşın izlerini her yerde görürsünüz. Mezarlığı gezmenizi tavsiye edeceğim ki neredeyse bütün mezar taşları üzerinde ölüm yılı olarak 1992 -1996 arası tarihleri göreceksiniz. Yemyeşillikler arasında birer melekler toplantısı görünümündeki bu beyaz mezar taşları ile kaplanmış mezarlık insana kendi yarattığı kaderini gözler önüne sermekte. Mezarlık çıkışında tepedeki çay bahçesine mutlaka gitmelisiniz. En güzel Saraybosna manzarasını oradan görebilirsiniz. Yellow Bastion adındaki burcun hemen altında bulunan çınar ağaçları altında bu çay bahçesinde bir kahve içmelisiniz. Kış ayında gittiğimde yağmur ve kar yağışına denk geldiğim için çıkamadığım bu tepeye baharda gitmenin mutluluğu bambaşkaydı.

Bahar ayında gidecekler içinse önereceğim bir yer de Vlero Bosne doğal parkı. Sarajevo merkeze yaklaşık yarım saatlik mesafede bu müthiş doğal park mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Biz araç kiraladığımız için gidişimiz çok kolay oldu. Merkezde kalacaklar için bir şey diyemem ama birkaç gün kalıp çevreyi de gezmek isteyenler mutlaka araç kiralamalı. Bosna zaten ülke olarak yem yeşil bir doğaya sahip. Her bir tarafı dağlar ve dağlar arasından akan nehirleri ile insanı yeşile ve maviye doyurucu bir huzur var. Vlero Bosne girişi ücretli olup 5 Bosna Markı. Yaklaşık 3 km’lik ağaçlar arasında sizi takip eden bir nehir ile beraber harika bir yürüyüş yolu bulunmakta. İsterseniz bu yolu fayton ile de gidip dönebilirsiniz ancak söylemeliyim ki yürümek o huzuru hissetmek için daha doyurucu. Yürüyüş yolu sonunda bir kafe sizi karşılayacak, yorgunluk çayı ya da kahvesi içmek burada iyi gelecektir.

Vlero Bosne’den sonra aynı gün Igman dağı üzerinde bulunan 1984 yılı Kış Olimpiyatlarının yapıldığı şu an terk edilmiş haldeki olimpiyat alanına gittik. İşte Türkiye’de şehirde yaşayanların asla bulamayacağı asıl doğa ile buluşma noktası orası oldu benim için. Terk edilmişliği ile yeteri kadar hüzünlüyken birde UN amblemi ile boyanmış olimpiyat binasını görmek savaşı 1500 mt rakımlı o dağ başında bile hatırlattı bizlere. Yeşilin her tonunu yaşadım orada, unuttuğumuz ne kadar tonu varmış!

Koyun sürüleri içinde insan yapımı tek bir aletin sesinin duyulmadığı, duyulan tek şeyin doğanın sesi olduğu bu yerde gezgin ruhum bir kez daha huzur buldu. Bosna’ya her mevsim gitmenizi öneririm her mevsim gezilecek bir ülke ve her mevsim başka güzel.

Birazda savaş sonrasından bahsetmek gerek. Şehrin genelinde savaşın izlerini her yerde görebiliyorsunuz. Binaların çoğunda kurşun ve bomba izleri mevcut. Sokakta yürürken sık sık kırmızı ile gelişi güzel boyanmış yerler görebilirsiniz. Tabi bunlar gelişi güzel boyanmış yerler değil, şarapnel izlerini tarihe not düşmüşler. Şu an şehirde her ne kadar huzur hakimse de biraz dikkatli bakınca her gülen yüzde savaşın acısı görülmekte. Srebrenitsa katliamını her yıl 11 temmuzda anmaktalar ve üzerinden 23 yıl geçmiş olmasına karşın hala toplu mezarlarda çıkan ceset parçaları için DNA testi ile kimlik tespiti yaparak, toplu cenaze törenleri düzenlemekteler. Hala cesedine ulaşılamayan binlerce insan var, durum böyle olunca savaşın yaraları sarılsa da pek unutulacak gibi değil. Bununla beraber halk kardeşçe yaşama sevdasını sürdürmekte. Tito ve Yugoslavya özlemini biraz konuştuktan sonra her Bosnalı da buluyorsunuz. Şehrin Otogarına yakın Tito Kafe’ye son gün gittik. Güzel bir kafe yapmışlar duvarlar Tito’nun fotoğrafları ile dolu. Sizi kapıda tanklar karşılıyor, beni yağmurda karşıladı bu gidişimde. Şehirde gezilecek yerler arasında Savaş Tünel’i ve Savaş suçları ve soykırım müzeleri gezilebilir. Çocuklarla girmemenizi tavsiye ederim.

Saraybosna gezimden geriye bol güler yüzlü Bosnalıları, yeşili, huzuru gezgin ruhuma katip ayrıldım. Sizlerin de Saraybosna gezinizde bol bol huzur diliyorum.

Sarajevo fotoğraflarını toplu halde aşağıda görebilirsiniz.

Sevgiyle kalın.

Sevin

Yazar: Bora - Sayfa Yöneticisi

Sovietgallery.com ve sovyetgunlukleri.blog'un kurucusu. Az tüketir, çok gezer!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s