SUZDAL

“Bir Kış Masalı”

ALTIN ÇEMBERİN YILDIZ KASABASI

s13

Şükran Onuk’un Gözünden;

Sabah saat 07:00, yer Moskova Kurskaya tren istasyonu. Suzdal’ a gitmek için öncelikle Vlademir ‘e trenle gidip sonra otobüsle Suzdal’ a ulaşabilirsiniz. Böyle tek cümlede anlatınca ne kolaymış diyeceksiniz ki bu çok normal. Ama öyle mi oldu?

Sahi bu Suzdal da neresi?

Suzdal, Moskova’yı çevreleyen altın çember dedikleri kasabalardan birisidir. Biz fotoğraflarına bakarak buraya gitmeye karar verdik. Tabi ki ben bu kararı da yaz aylarında almıştım. Yani kar, buz filan hiç hesapta yokken. Rusların dediğine göre kışın başlarında, bize göre ise dondurucu soğukta gitmek kısmet oldu. Başkente 200 km uzaklıkta bu kasabaya sabahın köründe 7 numaralı perondan saat sabah 8.00 da hareket eden trenle gidiliyordu. Hesaplara göre saat 11.00 da Vladimir’de olacaktık.

Biletlerde koltuk numarası yok. Durum böyle olunca saat yaklaşınca kapıların hizasına yolcular yığıldılar. Bizde yeri geldiğinde voltranı oluşturup, ezici gücümüzle kalabalığı yarmayı Moskova metrosunda öğrendik ne de olsa. Bunu yapmak zorundayız çünkü ayakta gitme ihtimalimizin olduğunu az çok tahmin ettik. O yüzden bir hışım daldık vagona ve boş koltuklara oturduk. Yanımıza kimse oturmasa derken tabii ki kürklü iki teyze de geldi takım tamam da bir gürültüdür gidiyor. Limon sıkacağı satan gidiyor, elimde görmüş olduğunuz tıraş bıçağı diyen, o gidiyor şarkı söyleyen kadın geliyor; yol boyu uyutmadılar. Zaten uyuyamazdık çünkü içerisi buz gibiydi. Yolun yarısından sonra bacaklarımdaki hissi kaybettiğimi net hatırlıyorum. Bizden başka kimsenin de umurunda değil ya en çok o dokunuyor insana. Biletler ucuz acaba ondan mı diyoruz, iyi de bileti satın alırken kimse sormadı ki birinci sınıf ister misiniz, diye. Öyle kuzu kuzu oturuyoruz biz.

Nihayet Vlademirdeyiz

Sonunda Vlademir’e vardık. Burada da görülecek yerler varmış ama nedense hedef Suzdal olduğundan teşebbüs bile etmiyoruz. O kadar garip bir tren istasyonu ki ve o kadar ilginç tuvaleti vardı ki keşke fotoğraf çekebilseydik. Biraz tarif etsem mi, ay edeyim çatlarım yoksa 🙂 Şimdi efendim şöyle bir tuvalet; kapıyı açıp içeri giriyorsunuz hemen bir basamak çıkmalısınız. Alaturka bir tuvalet yerleştirilmiş. İşinizi görmek için çömeliyorsunuz ama o da ne kapı kısa. Yine de kapıyorsunuz, alttan kapalı ama üstü yok kapının. Karşınızdaki kişi ile birbirinize bakarak işinizi görmelisiniz, tövbe tövbe :))) Hayır kendi arkadaşına bakınca sıkıntı yok en fazla gülersin. Ama kafada koca tilki kürkünden şapkasıyla kırmızı yanaklı teyze ile göz göze gelmek çok garip doğrusu. Tarif edebildim mi bilemem de pozisyon canlanmıştır az çok. Kovboy filmlerindeki bar kapıları gibi kapılar, şimdi oldu, budur, bar kapısı.

Neyse biz biletimizi alalım da bir an önce gidelim Suzdal ‘a. Bileti satan kadın otobüste yer yok ama ayakta yer var, dedi. Tamam dedik, soğukta beklemektense. Fakat bize kimse otobüslerin o kadar eski, o kadar kalabalık ve yolun o kadar uzun olduğunu söylemedi. Yollar buz şoför ise 50 m de bir durup ya birini alıyor ya indiriyor. 35kmlik yol haliyle 1,5 saatte alınıyor. Yolun manzarası süper ama bakamıyoruz ki, sırtımızda birilerini taşıyoruz resmen. Bir ara kendimizi para uzatırken, para üstü verirken bulduk. Sonradan fark ettiğimiz bir diğer detay da zaten otobüste koltuk yoktu. Sadece şoför yanında vardı ve orda bir babuşka oturuyordu. Geri kalan komple ayakta yolcuydu.

Sonunda Suzdal ‘a vardık

Otobüsün içi sıcak biz üst üste giyinmiştik, sırt çantalarımız çok büyük demiş miydim?

Varır varmaz amanın da amanın ne şirin bir yer burası demeye daha ilk dakikalarda başladık. Hava çok ama çok soğuk aynı zamanda müthiş temiz doğal olarak. Rezervasyonumuzu yaptığımız Godzillas hostelin yerini soruyoruz, bilen yok. Ama haritaya bakmıştık şu taraftı bence diyorum ama arkadaşlara da çaktırmıyorum acaba içimden yanlış mı hatırlıyorum diyorum. Önce klasik market buldup hemen girip alışverişimizi yapalım, bu sırada ısınırız diyoruz. Netice de artık günlük sporumuz market gezmek, galeri, müze, metro gezmek. Alışverişten sonra hostelin yolunu tutuyoruz. Her yan bembeyaz, bir dere kenarındayız ama dere buz tutmuş.

Nihayet sıcak hosteldeyiz

Kapıdan girince bir beyefendi karşılıyor içeri buyur ediyor, klasik nerelisiniz sorusu Türk’üz deyince bizimki bir koşu içeriden kafasında bir fes ile geliyor. Hoppala, yerine düştük deyip gülüşüyoruz. Beyefendi hosteli gezdirirken biz birbirimize ne kadar güzel bir yer, süper, şuraya bak, şunu gördün mü diye konuşuyoruz. Adam bildiğiniz Türkiye hayranıymış, kilimleri İstanbul’dan aldım diye anlatmaya çalışıyor. Tabii ki Rusça biz içinden İstanbul’u duyunca mevzuyu anlıyoruz

Malum kış ayları üstelik kuzeydeyiz hava erken karardığından bir an evvel çıkıp sokaklara vuruyoruz kendimizi. Yıllardır gezerim ben Suzdal kadar sakin bir yer görmedim dersem yanılmış olmam. Sadece rüzgârın sesi, arada köpek havlaması, en fazla atların çektiği kızakların çıkardığı ses, en güzeli de ayaklarımızın altında ezilen kar sesi var.

Suzdal ‘ı tanıyalım

Sibirya bölgesinin karakteristik ahşap evleri, donmuş derenin üstünde tahta köprü, renkli kubbeleriyle kiliseler. Hava kararmaya başlarken koyu maviye dönen gökyüzü kar beyazıyla çok güzel kontrast oluşturuyor. İnsanda sürekli fotoğraf çekme isteği uyandırıyor ama fotoğraf mı dedim ben? Kalmadı, görürsem söylerim.

Öyle kolay iş değil inanın. Elini eldivenden çıkarıp fotoğraf çekmek ölüm. Dayanamayıp birkaç kare çektik ama hakikaten donuyor insan. Hatta cep telefonları soğuktan açılamıyor. Ekran açılsın diye beklerken bir yandan elinizde ısıtmanız gerekiyor o derece soğuk. Ben sürekli objektifin camını korumaya çalıştım ama nafile. Gözümü yaklaştırınca nefesimden buharlanıyor. Ben siliyorum çizgiler oluyor, ne zorluklar çektim bilseniz.

Ortalık sanki kimse yaşamıyormuş gibi sessiz.

Suzdal’ın ana meydanında hediyelik eşyalar, turşular (Suzdal salatalığı ile meşhur, festivali bile yapılırmış), adını bilemediğimiz ballı bir içecek, yün çoraplar, matruşkalar satan tezgahlar kuruluydu. Noel yaklaştığından kocaman bir çam ağacı süslenmişti. Etrafında kurulmuş kırmızı yanaklı kadınların tezgahlarını bir bir gezip ufak tefek hatıra eşyalar aldık.

Karda yürümek ne zordur bilirsiniz. Tüm gün evlerin cazibesiyle yürüdük ama kendimizi zerre yorgun hissetmememiz havanın temizliğinden sevgili okuyucu.

Marketten alışverişimizi yaptık. Akşama ziyafette çerezler, içecekler var, ana yemek tabii ki makarna! Sabahın köründe yola döküldük, donarak hem de ayakta yolculuk yaparak buralara kadar geldik madem ziyafet yapmalıyız.

Hostelde yemek sonrası masamıza nevalelerimizi açtık. Yerli malı haftası gibi oldu. Hostelin yetkilisi Vasil de votkasıyla geldi. Şenlendik biz, ohhh pek güzel bir gece herkes gülüyor nasıl güzel olmaz.

Aslında araştırmalarımda okuduğum Ruslara özgü bir tür hamama gitmek istiyorduk. Hatta hostele adım atar atmaz Vasil’e sorduk. Sağ olsun o da birkaç telefon görüşmesi yaptı ama nedendir bilinmez açık bir hamam bulamadık. Şimdi bunu okurken Türk hamamı dururken bu merak nerden çıktı demeyin. Olay çok karmaşık. En güzeli aşağıdaki başlık altında anlatayım, gelin sizde bilgilenmiş olun.

Rus Banyası nedir?

Yüzyıllardır Rusya’da ve Ukrayna’da kullanılır. Sadece yıkanmak için değil, birtakım dini seremoniler ve hastalıklarına şifa bulmak için de kullanılmıştır. Tam olarak bizim hamamlar gibi yüksek sıcaklıkta terlemek esaslı. Ama bunun farkı sonrasında buz gibi suya ya da kar içine atlamanız gerekiyor. Bir farkı da burada ısınan vücudunuza huş ağacı yapraklarıyla ki bunun adı veniktir, kendinizden geçecek kadar vücudunuza vurulmasıdır. Rusçada venik süpürge anlamına gelir. Bu işlem kan dolaşımını hızlandırıyormuş. Venik masajı ayrıca, vücuttaki zararlı mikropları ve virüsleri de yok ediyormuş. En önemlisi ise, metabolizmayı hızlandıran venik, cildin erken yaşlanmasını önlüyor. Kısaca kendinizi 10 yıl genç, cildinizin ise bebek gibi yumuşak ve pürüzsüz olduğunu hissedersiniz. İşte olay budur! Bize bunlarla gelin dediğinizi duyar gibiyim. Ama bitti mi, bitmedi. Peşinden buz gibi su altına girmelisiniz ya da dışarda yağan lapa lapa kara aldırmadan yerde yuvarlanmalısınız. Maksat vücuda şok yaşatmak.

Aslında bizim hayalimizde o soğukta gidelim bir güzel ısınalım, kafamıza keçe şapkayı koysunlar ki beynimiz sulanmasın. Sonra banklara uzanıp laflayalım. Tahta kovada ıslattıkları veniklerle masaj mı yaparlar vururlar mı artık ona da razıydık ama olamadı ah ah. Bizde isterdik sıcaktan bunalıp kendimizi Suzdal’ın tertemiz karlarının üstüne atalım. Ama maalesef Vasil’in onlarca telefon konuşması olumsuz olunca bir başka kışa kaldırdık bu olayı. Siz siz olun eğer yolunuz Sibirya, Ukrayna gibi yerlere kışın düşerse deneyin ve beni hatırlayın olur mu?

Bizde baktık banya işi yattı ama keyfimiz yerinde bir anda arkadaşımla ” bir dışarı çıksak ne güzel hava var, dedik. Gece yarısı ama olsun ne kadar güzel kar yağıyor ” derken gerçekten de kendimizi dışarıda bulduk. İkimiz dışarı çıkarken geride kalan diğer iki arkadaşım pencereden bize bakıyordu. (Dışarı çıkmaktan çok giyinmek zor aslında ondan gelmediler).

O gece Suzdal’ da yağan karı, rüzgârın yanaklarımızı delişini, sessizliğin verdiği huzuru hiçbir zaman unutmayacağımızı o dakikalarda anlamıştık. Adını birkaç zaman önce hiç duymadığımız bir şehirde kar altında yürüdük. Sokağın nereye çıkacağını bilmeden dolanırken sessizliği bozan köpek havlamalarına aldırmasakta bir yandan kar tipiye dönmeye başlamıştı bile.

Suzdal’da sabah

Ertesi gün hostele veda ettik. Kızakla gezimizi yaptık, yöresel yemeklerin yapıldığı şık bir lokanta bulup yemek yedik. Orada çok cana yakın 4 adam ile konuştuk. Petersburglularmış doğal olarak kıyaslama istediler. Moskova mı, St. Petersburg mu? Haliyle Petersburg dedim eğer adamlar Moskovalı olsaydı elbet Moskova daha güzel diyecektim. Çünkü iki şehirden hangisi güzel ben halen karar veremedim. Bize tavsiye ettikleri ballı içecekten tattık. Ayy havyar bile yedik, az kalsın unutacaktım.

Keyifli dakikalardan sonra Suzdal’dan geri dönüş yolculuğu başladı. Of yol gözümde büyümüştü. Bu kez Moskova’ya otobüsle döndük aradaki fark sadece sıcak oluşuydu. İki buçuk saat otobüsün içinde şapka ve eldivenle oturmamızdan ne kadar sıcak olduğunu anlayın artık. Trende donma tehlikesi geçirdiğimiz için yine de halimizden memnunuz.

Şimdi başımızda daha büyük telaş var. Moskova’daki hostel de yer var mıdır acaba? Çünkü ne zaman döneceğimizi söylemedik Lütfen boş oda olsun, lütfen.

Ve Suzdal fotoğraflarımız..

Başka bir seyahatte görüşmek üzere, esenlikle kalın!

Şükran Onuk

http://pustoodunya.com

https://www.instagram.com/pustoodunya

https://www.facebook.com/pustoodunya

Yazar: Bora - Sayfa Yöneticisi

Sovietgallery.com ve sovyetgunlukleri.blog'un kurucusu. Az tüketir, çok gezer!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s